İşte tanıştırayım; Şükufe...Kokoş kardeşime ima niteliğinde dikmiş bulunduğum, içinde barındırdığı felsefenin yanı sıra keçe bir bozuk para cüzdanı olma misyonu da taşıyan bir çalışma.
Kirlenip giden dünya artık kocamış bir kurttan farksız bir maskaraya dönüştüğünden, doğru düzgün bir ebeveyn olamayan bu işi başından aşkın dünyanın vakit ayıramadığı; bu hengamede kaybolan yeni nesile tasalanıp durmak epeydir bana düşüyor.
Çocukken, minik bir gençken; "- ben büyüyünce sizin gibi olmayacağım "diye borazanla bağırdığım zamanları unutmuş olacağım ki; anlayışsız bir kişiliğe bürünerek; kardeşimi tavlamaya ant içmiş dokunmatik tuşlar, pırıl pırıl simler, düşük kollar, fakir kapıcı kızın zengin oğlanı sevdiği diziler ve lolipop gibi yapış yapış renkli, çekici arkadaşlıkların kısaltılmış sahte dünyasının kollarına bırakıverdim.
Daha kendime yaşlı bile diyemeyeceğim yaşımda; gençliğin bu sonsuz,soysuz sürüklenişine anlam verememenin acısıyla doluyum.
Arkadaşım bana yazıyor;
bi kaç çocuk mırıldanıyordu, -Hatırla sevgili, o mesut geceyi
Çamların altında verdiğin buseyi...
arkadaşım umut var bak diyor.Acımı paylaşıyor.
Bunca satırlık iç dökümünden sonra ona diktiğim cüzdanı gönderdiğim paketteki mektubuna bloga bak sana bi "iyi ki doğdun!" koyarım dediğim için pişman oldum.
Sözlerimi bir sonbahar sonu duası için ellerimi, gözlerimi doğaya uzatarak bitirmek istiyorum;
"Ey sevgili, kutsal tabiat ana,
bizim çocuklarımıza bize verdiğin ne vermediysen, onu esirgeme.Sağlam kişilikli, yürekli insan yavruları nesillerini görmemize izin ver"
(bu komik bir yazı olmak için yola çıkmıştı ancak, ruhum yine feryat figan, espri yapamadı, bıyık altından gülemedi, sereserpe yattı önünüze)






